ÖLÜM ve ARKADA KALANLAR
Din
hayatın, kültürün, geleneğin değişmez bir parçasıdır. Birey istediği
dine inansın hatta ve hatta hiçbir dine inanmasın fark yaratmaz.
Hayatını etkileyen bir inancı yada inançsızlığı vardır.
Ölüm bu dünya üzerindeki yaşamın sona ermesidir. Bedenin işlevlerini
yerine getirme yükünü üzerinden atmasıdır. İster ruh ister sinir
sistemi diye adlandırın, manevi olan varlık da bedenin istifası sonucu
maddi varlıkla yani dünya ile ilişiğini kesecektir. Peki ölüm sonrası
ölen ve tanıdıkları için durum nedir?
Bu
konu iki yönlü incelenmedir. İnançlı ve inançsız insanlar için.
Herhangi bir dine bağlı insan (hemen hemen bütün dinlerde ölümden
sonra yaşam vardır) aslınca ölünce nihai amacına ulaşılmış demektir.
Bu dünyayı terkedip inandığı tanrının yanında yer alacaktır. Bu açıdan
bakıldığında ölüm korkusu hariç ölüm birey için aslında bir arzudur.
Sevdiklerini bu dünya da geride bırakmanın da çok anlamı yoktur çünkü
sonuç olarak onlarla buluşacaktır. Ayrıca tanrı sevgisi ve tanrı ile
buluşma, anne baba evlat veya eş sevgisinden ve özleminden daha büyük
ve kutsaldır. Sonuç olarak ölüm bireyin arzularının yerine gelmesidir.
Peki insan inanmıyorsa? O zaman zaten maddi varlığın sona ermesi ile
manevi yapı da sona erecektir. Herhangi bir seviç olmayacağı gibi acı
veya üzüntü de olmayacaktır. Kısacası ölüm sondur bitiştir. Ötesi iyi
yada kötü değildir.
Sonuç olarak ölen insanın devamı varsa mutluluğa ulaşır devamı yoksa
zaten herhangi bir hissi yoktur. Yani ölen kişi her durumda zararlı
değildir. Sadece ve sadece ölümün verdiği korku vardır yaşarken
hissettiğimiz.
Peki arkada kalanlar. Sevenleri?
Maddi dünyadan ayrılmış bireyin arkadasından üzülmek normal gibi
gözükebilir. Ancak açıklayacaklarımdan sonra tamamen bencillik
olduğunu göreceğiz.
Bu
durum da iki kola ayrılmıştır; inananlar ve inanmayanlar olarak.
Geride kalan eğer inanıyorsa aslında sevinmeli çünkü vefat eden kişi
herkesin gitmek istediği yere gitmiştir. O olmak istediği yerdedir ve
mutludur. İnanmayan biri için ise vefat eden kişi zaten birşey
hissetmemektedir. Onun için üzülmenin anlamı yoktur.
Peki biz neden üzülüyoruz. Malesef tamamen bencilce sebeplerden
dolayı. Bir birey aramızdan ayrıldığında bizi esas üzen şey o kişi ile
bir daha beraber olamayacağımız ve maddi manevi bir şey paylaşamayacak
olmazdır. Ölen kişi mutlu olduğu yada birşey hissetmediği halde biz
üzülüyoruz. Eski norveçliler ölülerin arkadasından şölen düzenleyip
onlar için eğlence düzenlerlermiş. Çünkü Odin'le buluştukları için
sevinirlermiş. Sonuç olarak ister inançlı olalım ister inançsız,
üzüntümüz aslında ölen için değil, tamamen kendimiz içindir.
NOT: Bu yazı üzülenleri suçlamak için yazılmamıştır. Tek bir bireye de
yönlendiremez. Ancak insanoğlunun bencil yapısını göstermek için
yazılmıştır.
Onur ÖNER
|